ÇOCUĞU YARGILAMAK MI, KORUMAK MI? SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK ÜZERİNE Seher KIRBAŞ CANİKOĞLU, Avukat

ÇOCUĞU YARGILAMAK MI, KORUMAK MI? SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK ÜZERİNE

Seher KIRBAŞ CANİKOĞLU, Avukat

Türkiye’de son yıllarda medyada yer alan davalar üzerinden suça sürüklenen çocuk kavramının tartışmaya açıldığını, bu tartışmaların çoğu zaman bilgiye dayalı olmaktan uzak ve popülist bir çerçevede ilerlediğini gözlemlemekteyiz. Bu tür tartışmaların sorunun bütünün görmekten uzak ve hak temelli yaklaşıma zarar verecek bir eksende ilerlemesi hem çocuk haklarına hem de insan haklarına yönelik ciddi zarar verme potansiyeli taşıyor. Bu sebeple, konunun hukuki boyutu üzerinden bazı temel ilkeleri tekrar hatırlatmakta fayda var.

Türk Ceza Kanunu’nda, çocuk deyiminden henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişinin anlaşılacağı düzenlenmiştir. Çocuk Koruma Kanununda; daha erken yaşta ergin olsa bile, on sekiz yaşını doldurmamış kişinin çocuk olarak kabul edildiğini görmekteyiz. Yasalar, doğumdan itibaren on sekiz yaşını dolduruncaya kadar bireyleri çocuk olarak kabul etmektedir.

Modern anlamda çocuk; hak sahibi, birey olarak kabul edilen ve gelişimsel özellikleri dikkate alınması gereken bir kişidir. Dolayısıyla, çocuklar kendine özgü ihtiyaçları ve hakları olan bireyler olarak kabul edilmelidir. Çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak gelişim aşamasında olması, onların hak öznesi olmadığı ya da karar alma süreçlerinin tamamen dışında tutulması gerektiği anlamına gelmemelidir. Temelini Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeden alan bu yaklaşım, çocukla ilgili her uygulamada çocuğun üstün yararının esas alınmasını ve çocuklar için cezalandırmadan çok koruma ve desteklemenin ön planda olmasını gerektirir.

Ceza adalet sisteminde çocuklar için “sanık” ya da “şüpheli” kavramları yerine “suça sürüklenen çocuk” kavramının kullanılması, tam da bu sebepledir. “Suça sürüklenen çocuk” yerine “suçlu çocuk” gibi ifadeler kullanmak, cezalandırıcı ve damgalayıcı bir yaklaşımı göstermektedir. Bu yaklaşım çocuğu fail olarak merkezine alırken, suça yol açan toplumsal ve ailesel nedenleri geri plana iter ve koruma ve rehabilitasyon yerine cezalandırmayı önceler. Oysa çocuk adalet sisteminin temel yaklaşımı, çocuğun üstün yararını gözetme, topluma yeniden kazandırma ve koruyucu önleyici tedbirlerdir.

Çocuk Koruma Kanununda suça sürüklenen çocuk; kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuğu ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır.  Çocuklar çoğu zaman suçu kendi özgür ve olgun iradeleri ile işlemez; aile yapısı, sosyal çevre, ekonomik koşullar, ihmal veya istismar gibi etkenlerle suça itilir.

Bu yaklaşıma uygun olarak 2005 yılında yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanununun amacı, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Çocuk Koruma Kanununda, çocuğun haklarının korunması amacıyla gözetilmesi gereken temel ilkeler;

  • Çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınması,
  • Çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi,
  • Çocuk ve ailesinin herhangi bir nedenle ayrımcılığa tâbi tutulmaması,
  • Çocuk ve ailesi bilgilendirilmek suretiyle karar sürecine katılımlarının sağlanması,
  • Çocuğun, ailesinin, ilgililerin, kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliği içinde çalışmaları,
  • İnsan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir usul izlenmesi,
  • Soruşturma ve kovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özel ihtimam gösterilmesi,
  • Kararların alınmasında ve uygulanmasında, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun eğitimini ve öğrenimini, kişiliğini ve toplumsal sorumluluğunu geliştirmesinin desteklenmesi,
  • Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması,
  • Tedbir kararı verilirken kurumda bakım ve kurumda tutmanın son çare olarak görülmesi, kararların verilmesinde ve uygulanmasında toplumsal sorumluluğun paylaşılmasının sağlanması,
  • Çocukların bakılıp gözetildiği, tedbir kararlarının uygulandığı kurumlarda yetişkinlerden ayrı tutulmaları,
  • Çocuklar hakkında yürütülen işlemlerde, yargılama ve kararların yerine getirilmesinde kimliğinin başkaları tarafından belirlenememesine yönelik önlemler alınması,

olarak düzenlenmiştir.

Çocuk Koruma Kanununda, çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında alınacak tedbirler olan koruyucu ve destekleyici tedbirler de düzenlenmiştir. Bu tedbirlerden;

  • Danışmanlık tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk yetiştirme konusunda; çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili sorunlarının çözümünde yol göstermeye,
  • Eğitim tedbiri, çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına; iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine veya meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamuya ya da özel sektöre ait işyerlerine yerleştirilmesine,
  • Bakım tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerine getirememesi hâlinde, çocuğun resmî veya özel bakım yurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden yararlandırılması veya bu kurumlara yerleştirilmesine,
  • Sağlık tedbiri, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin yapılmasına,
  • Barınma tedbiri, barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan hamile kadınlara uygun barınma yeri sağlamaya,

yönelik tedbirlerdir.

Çocuk Koruma Kanunu, kanun kapsamındaki çocuklar hakkında mahkemeler, çocuk hâkimleri veya Cumhuriyet savcılarınca gerektiğinde konuyla ilgili uzmanlar tarafından çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren sosyal inceleme yaptırılmasını ve bu inceleme sonucunda bir sosyal inceleme raporu hazırlanmasını da düzenlemiştir. Sosyal inceleme raporu, çocuğun, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin mahkeme tarafından takdirinde göz önünde bulundurulur. Sosyal inceleme raporlarında, yapılacak sosyal incelemeye bağlı olarak aşağıdaki hususlara yer verilir:

  • Hakkında inceleme yapılması talep edilen çocuğun;
    • Doğumundan başlayarak geçirdiği gelişim aşamaları,
    • Fiziksel, zihinsel, duygusal, sosyal ve moral gelişim özellikleri,
    • Ailesinin toplumsal, ekonomik ve kültürel durumu,
    • Aile bireyleri arasındaki ilişki,
    • Okul ve iş ortamı ile boş zamanlarını değerlendirdiği çevre,
    • İçinde bulunduğu hukukî durum ve adlî mercilerin müdahalelerini gerektiren olaylar,
    • İnceleme sırasında uzmanlar tarafından tespit edilen davranışları,
    • Suçluluklarına ve topluma uyumsuzluklarına veya korunmaya muhtaç olmalarına neden olan etkenler hakkında bilgiler,
  • Çocuğun fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden incelenmesi sırasında elde edilen ve olayın açıklanması bakımından önemli görülen bilgiler,
  • Çocuk hakkında Kanunda gösterilen tedbirlerden hangisinin yararlı olacağına, tedbirin yanında denetim altına alınmasına gerek olup olmadığına dair öneriler,
  • Çocuk hakkındaki tedbir veya denetim kararlarının ne kadar süre ile uygulanması gerektiğine ilişkin öneriler,
  • Çocuklar ve ailelerine uygulanabilecek özel tretman veya psikiyatrik tedavi hususunda öneriler.

TÜİK verilerine göre, 2024 yılında, çocuklara isnat edilen suç türlerini içeren toplam olay sayısı 202.785’tir. 2015 yılı verilerinde 133.829 olan bu sayı, 2020 yılında bir önceki yıla göre muhtemelen covid-19 salgını nedeniyle anlamlı bir düşüş yaşaması haricinde; yıllar içerisinde artış eğilimi göstermektedir. 2024 verilerine göre isnat edilen suç türü bakımından ilk iki sırada yaralama (81.875 olay, toplam olay sayısının %40,4’ü) ve hırsızlık (33.688 olay, toplam olay sayısının %16,6’sı) yer almaktadır. 2024 verilerinde bu çocukların 166.175’i (%82’si) erkek, 36.610’u (%18’i) ise kız çocuklarıdır. Çocuklara isnat edilen suç sayısındaki artış toplumsal olarak tartışılması gereken bir sorundur; fakat tartışmanın sadece hukuk, ceza hukuku ekseninde tartışılması sorunun uzun vadede çözümü açısından doğru bir yöntem değildir. Yazının başında da izah edilmeye çalışıldığı gibi çocuklar fiziksel, psikolojik ve bilişsel gelişimi devam eden, aynı zamanda hak sahibi bireylerdir. Çocuk, bu gelişimi esnasında aile, arkadaşlar, sosyal çevre, medya vb gibi organlar veya kişiler tarafından yanlış yönlendirilmesi sonucunda bir suç işlemiş olabilir ya da suç isnadı ile karşı karşıya gelmiş olabilir. Çocuk suç işlemiş olsa bile, daha sonraki hayatta damgalanmadan kendisine suçtan uzak bir hayat kurabilmesinin koşullarının sağlanması gereklidir. Bazı durumlarda suç işlenmemiş olsa bile, sadece bir suç istinadı ile karşı karşıya kaldığı için, çocuklar damgalanmaya maruz kalabilmektedirler. Bu durumdaki çocuklar da çevresinde kendisini aklamak gibi ağır bir yükün altına girmek zorunda kalmakta ve bazen de bunu yapamadıkları için suç döngüsüne girmeyi tek çare olarak görebilmektedirler. Bu istatistiklerin gösterdiği diğer önemli bir sonuç ise, toplumsal cinsiyet rollerinin suça sürüklenen çocuklar bakımından da çok belirleyici olabildiğidir. Suça sürüklenen çocukların %82’sinin erkek olduğu dikkate alındığında, kız ve erkek çocukları yetiştirirken cinsiyet rolleri ile çocuklara beklemediğimiz başka biçimlerde de zarar verilebildiğini gözetmemiz gerekiyor.

Sonuç

Çocukların ceza adalet sistemi içerisindeki konumunun doğru anlaşılması, yalnızca hukuki bir mesele değil; aynı zamanda toplumsal sorumluluğun da bir gereğidir. “Suça sürüklenen çocuk” kavramı, çocuğu yalnızca işlediği iddia edilen fiil üzerinden tanımlayan cezalandırıcı yaklaşımlara karşı, çocuğun içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve ailesel koşulları da dikkate alan bütüncül bir bakış açısını ifade etmektedir. Bu yönüyle kavram, çocuğu damgalamaktan kaçınan ve onu yeniden topluma kazandırmayı amaçlayan bir anlayışın ürünüdür.

Çocukların gelişim süreçlerinin devam ettiği, karar alma ve davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin yetişkinlere kıyasla farklılık gösterdiği dikkate alındığında, ceza adalet sisteminin çocuklara özgü koruyucu ve destekleyici mekanizmalar üzerine inşa edilmesi bir zorunluluktur. Nitekim Çocuk Koruma Kanunu da bu yaklaşımı benimseyerek, çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirlerin son çare olarak uygulanmasını ve öncelikle çocuğun üstün yararının gözetilmesini esas almıştır.

Öte yandan, çocuklara isnat edilen suç sayısındaki artış, yalnızca hukuki araçlarla çözülebilecek bir sorun değildir. Bu durum; eğitim politikalarından sosyal hizmetlere, aile yapısından toplumsal cinsiyet rollerine kadar birçok alanda bütüncül politikalar geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Çocukların suça sürüklenmesine neden olan yapısal sorunlar ortadan kaldırılmadan, yalnızca ceza hukuku üzerinden yürütülen tartışmaların kalıcı bir çözüm üretmesi mümkün görünmemektedir.

Sonuç olarak, çocuklara ilişkin her türlü yaklaşımda cezalandırma yerine koruma, dışlama yerine topluma kazandırma ve damgalama yerine hak temelli bir anlayışın benimsenmesi gerekmektedir. Çocukların, bir suç isnadı ile dahi karşı karşıya kalsalar, yaşamlarının geri kalanını etkileyecek biçimde etiketlenmemeleri; aksine, potansiyellerini gerçekleştirebilecekleri bir toplumsal düzenin sağlanması hem hukuk sisteminin hem de toplumun ortak sorumluluğudur.

Etiket

Diğer